Orta Doğu’daki gelişmeler için temel senaryomuz hâlâ küresel ekonomi ve finansal piyasalar açısından kısa süreli bir bozulmaya işaret etmektedir (Wells Fargo - İran ile Çatışma: Ekiple SSS). Ancak jeopolitik belirsizliğin uzun süre artması ve piyasalarda kalıcı oynaklık yaşanması şeklindeki aşağı yönlü senaryonun olasılığı giderek artmakta ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüksek jeopolitik belirsizlik şoku senaryosunu gelişmekte olan ülke ekonomileri ve finansal piyasalar açısından kırılganlık perspektifiyle analiz ediyoruz.
Gelişmekte olan ülkelerin çoğu, özellikle sistemik öneme sahip olanlar (örneğin Çin ve Hindistan), ani sermaye çıkışlarına karşı kırılganlıklarını azaltmıştır. Ancak ani sermaye çıkışı yaşanması durumunda dış finansmana bağımlı, olumsuz kamu borcu yapısına sahip ve yetersiz döviz rezervleri bulunan ülkeler en kırılgan konumdadır. Bu kırılganlığı yüksek olan ülkelerde ödemeler dengesi krizleri, sert ekonomik yavaşlama veya daha kötü bir senaryo olarak temerrüt görülebilir. Arjantin ve Türkiye en kırılgan ülkeler arasında öne çıkarken, Brezilya ve Meksika’nın sermaye çıkışlarına karşı kırılganlığı daha sınırlı seviyededir.
Uzun süreli bir jeopolitik şok, gelişmekte olan ülke para birimlerinin dayanıklılığı açısından da yeni bir sınav olabilir. Son birkaç gün içinde gelişmekte olan ülke para birimleri genel olarak baskı altında kalmıştır; ancak bir şok durumunda piyasa katılımcıları yeniden temel göstergelere ve değerlemelere odaklanabilir. Zayıf makro temellere ve pahalı değerlemelere sahip para birimlerinde sert geri dönüşler görülebilir (örneğin COP, MXN ve ZAR). Buna karşılık daha güçlü makro temellere ve daha cazip değerlemelere sahip para birimleri (örneğin TWD ve KRW) görece daha dayanıklı olabilir. Aynı zamanda, bir para biriminin temel göstergelerden aşırı sapıp sapmadığını görmek için modelimizdeki “maksimum satış” seviyeleri de izlenmelidir. Bu seviyelerin aşılması durumunda alım veya korunma fırsatları ortaya çıkabilir.
Yükselen petrol fiyatları üzerinden oluşabilecek kur ve enflasyon şoku, gelişmekte olan ülkelerde merkez bankalarının politika faizlerini daha fazla düşürme kapasitesini sınırlayabilir. Bazı merkez bankaları, reel faizlerin hâlâ yüksek olması ve şokun daha sınırlı hissedilmesi nedeniyle faiz indirimine devam edebilir (örneğin Brezilya, ancak daha sınırlı alanla). Diğer bazı ülkelerde ise artan petrol fiyatları ve kur geçişkenliği nedeniyle enflasyon baskılarının artması, zaten devam eden enflasyon sorunlarını ağırlaştırarak faiz indirim döngüsünün erken sona ermesine yol açabilir (örneğin Meksika Merkez Bankası). Bazı ülkelerde ise büyüme görünümü zarar görse bile finansal istikrarı korumak ve enflasyon beklentilerini kontrol altında tutmak amacıyla yeniden faiz artırımlarına gidilebilir (örneğin Hindistan Merkez Bankası).
Piyasalardaki oynaklık ve zorunlu harcamalardaki artış nedeniyle ortaya çıkabilecek bir satın alma gücü şoku durumunda, hükümetlerin mali destek sağlama kapasitesi sınırlı kalabilir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda kamu maliyesi zaten zayıf durumdadır. Bazı ülkelerde artan petrol fiyatları kamu gelirlerini yükselterek büyüme görünümünü destekleyebilir ve mali destek için alan yaratabilir. Ancak hükümetlerin bu durumu, zaten yüksek olan bütçe açıkları ve borç yükü ile dengelemesi gerekecektir (örneğin Kolombiya). Mali alanı olmayan hükümetlerin kamu maliyesi kısıtlarını göz ardı etmesi durumunda ise devlet tahvili piyasalarında oynaklık artabilir ve finansman sorunları ortaya çıkabilir.