YAPAY ZEKA ÇAĞINDA BAKIR
S&P Global tarafından Ocak 2026’da yayımlanan “Yapay Zeka Çağında Bakır” raporu, bakırın artık yalnızca ekonomik bir gösterge olmadığını; elektrifikasyonun ve dijital dönüşümün temel girdilerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır. Rapora göre bakır piyasası, arz-talep dengesi, fiyatlama dinamikleri ve uzun vadeli projeksiyonlar açısından kritik bir eşikten geçmektedir.
Küresel bakır talebinin 2025 yılında yaklaşık 28 milyon metrik ton seviyesinden, 2040 yılına kadar yüzde 50 artarak 42 milyon metrik tona ulaşması beklenmektedir. Bu artış; geleneksel ekonomik faaliyetler, enerji dönüşümü (yenilenebilir enerji yatırımları, elektrikli araçlar ve şebeke altyapısı), yapay zeka ve veri merkezleri ile savunma sanayindeki modernizasyon olmak üzere dört ana başlık tarafından desteklenmektedir. Buna karşılık, mevcut madenlerin yaşlanması ve yeni yatırımların sınırlı kalması nedeniyle 2040 yılına kadar yaklaşık 10 milyon metrik tonluk ciddi bir arz açığı riski öngörülmektedir. Yeni yatırımlar gerçekleşmediği takdirde birincil maden arzının 2030 civarında zirve yaparak sonrasında düşüşe geçmesi beklenmektedir. Geri dönüşüm önemli bir katkı sağlasa da, en iyimser senaryolarda dahi 2040 yılındaki toplam talebin ancak yaklaşık üçte birini karşılayabileceği, bu nedenle birincil madenciliğin vazgeçilmez olmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.
Yapay zeka ve veri merkezleri, bakır talebinin en hızlı büyüyen alanları arasında yer almaktadır. Yapay zeka odaklı büyüme, yoğun elektrifikasyon gerektirmekte olup veri merkezlerinin ABD toplam elektrik talebi içindeki payının 2025’te yüzde 5 seviyesinden 2030 yılında yüzde 14’e yükselmesi beklenmektedir. Bölgesel dağılıma bakıldığında, 2040 yılına kadar talep artışının yaklaşık yüzde 60’ının Çin ve Asya-Pasifik bölgesinden gelmesi öngörülürken, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki talep artışının ağırlıklı olarak dijitalleşme ve temiz enerji yatırımlarından kaynaklanacağı belirtilmektedir. Ayrıca insansı robotların yaygınlaşmasının, gelecekte beşinci bir talep vektörü oluşturabileceği; 2040 yılına kadar 1 milyar robotun devreye girmesi halinde yıllık bakır talebine yaklaşık 1,6 milyon metrik tonluk ek yük getirebileceği ifade edilmektedir. Öte yandan bir bakır madeninin keşfinden üretime geçmesine kadar geçen sürenin küresel ortalamada yaklaşık 17 yıl olması, arzın artan talebe kısa vadede yanıt vermesini zorlaştırmaktadır.
Fiyatlama dinamikleri açısından bakıldığında, düşen cevher tenörleri, enflasyonist baskılar ve daha derin ya da uzak sahalarda madencilik yapılması üretim maliyetlerini kalıcı biçimde yukarı çekmiştir. Güney Amerika’da ortalama cevher tenörlerinin 2000 yılından bu yana yaklaşık yüzde 44 gerilemiş olması bu eğilimi desteklemektedir. 2025 yıl sonu itibarıyla bakır spot fiyatlarının metrik ton başına 11.500 ABD dolarının üzerine çıkması, alüminyum gibi alternatif metallere yönelimi artırsa da bakırın üstün iletkenlik özellikleri, özellikle yapay zeka ve yüksek yoğunluklu enerji sistemlerinde ikamesini sınırlamaktadır. Ayrıca bakır eritme ve rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 40–50’sinin Çin’de yoğunlaşmış olması, küresel tedarik zincirini jeopolitik risklere ve gümrük tarifelerine karşı kırılgan hale getirmektedir. ABD’nin Kasım 2025’te bakırı “kritik mineral” statüsüne alması da metalin ulusal güvenlik ve sanayi politikaları açısından taşıdığı stratejik önemi teyit etmektedir.
Genel değerlendirme olarak rapor, bakırın gelecekte küresel büyüme için bir darboğaz oluşturmaması adına maden geliştirme süreçlerinin hızlandırılması, teknolojik yeniliklerin artırılması ve işleme kapasitesinin coğrafi olarak çeşitlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Via: 507