Küresel ekonomi yeni haftaya girerken, büyüme dinamikleri ile para politikaları arasındaki ayrışma daha belirgin hale geliyor. Özellikle ABD’de iş gücü piyasasının zayıf ama dengeli görünümü, küresel risk iştahı ve merkez bankalarının yönü açısından kritik sinyaller veriyor.
ABD ekonomisinde son iki yıldır devam eden “düşük işe alım – düşük işten çıkarma” dengesi korunuyor. Büyük teknoloji şirketlerinde görülen işten çıkarmalar manşetleri süslese de, genel ekonomi genelinde işten çıkarma eğiliminin sınırlı kaldığı görülüyor. Buna karşın şirketlerin yeni işe alım konusunda isteksiz olması, iş gücü piyasasının momentum kaybettiğine işaret ediyor. Küçük işletmelerin işe alım planlarının son iki yılın en düşük seviyesine gerilemesi ve bölgesel Fed verilerinde istihdam göstergelerinin negatif bölgede kalması bu zayıflığı destekliyor. Nisan ayında tarım dışı istihdam artışının yaklaşık 70 bin seviyesine gerilemesi beklenirken, iş gücüne katılımın artmasıyla birlikte işsizlik oranının yeniden %4,4 seviyesine yükselmesi öngörülüyor. Bu tablo, ekonomide belirgin bir bozulmadan ziyade kontrollü bir yavaşlamaya işaret ediyor.
Para politikası tarafında ise küresel ölçekte belirgin bir ayrışma söz konusu. Federal Reserve, Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin de etkisiyle faizleri sabit tutma eğilimini sürdürüyor. Buna karşın Reserve Bank of Australia, yüksek seyreden enflasyon nedeniyle faiz artışlarına devam etmeye hazırlanıyor. Avustralya Merkez Bankası’nın üçüncü kez üst üste faiz artırarak politika faizini %4,35 seviyesine çıkarması ve yıl ortasına kadar sıkı duruşunu koruması bekleniyor. Artan maliyet baskıları ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyonun yeniden ivmelenebileceğine işaret ederken, faizlerin %4,60 seviyesine kadar yükselme ihtimali de masada kalıyor.
Kanada tarafında ise daha dengeli bir görünüm öne çıkıyor. Bank of Canada için iş gücü piyasasında stabilizasyon sinyalleri dikkat çekiyor. Nisan ayında istihdamın yaklaşık 25 bin kişi artması ve işsizlik oranının %6,6’ya gerilemesi bekleniyor. İş gücü piyasasındaki bu toparlanma, enflasyon baskılarının yeniden gündeme gelmesine neden olurken, Temmuz ayında olası bir faiz artışını da güçlendiriyor.
Gelişen ülkeler cephesinde ise tablo daha karmaşık. Banco de México’nun politika faizini 25 baz puan indirerek %6,50 seviyesine çekmesi bekleniyor. Ancak ekonomik büyümenin zayıflaması ve ilk çeyrekte yaşanan daralma bu kararı desteklerken, enflasyonun hâlâ hedef aralığının üzerinde kalması önemli bir risk unsuru oluşturuyor. Özellikle gıda ve enerji fiyatlarında beklenen artış, enflasyonun yeniden yükselmesine neden olabilir. Bu durum, merkez bankasının gevşeme politikasının sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Genel çerçevede bakıldığında, küresel ekonomi “yavaşlama ama kırılma yok” temasını sürdürüyor. ABD’de yumuşak iniş senaryosu masada kalmaya devam ederken, merkez bankalarının farklı yönlerde hareket etmesi finansal piyasalar açısından yeni fırsat ve risk alanları yaratıyor. Özellikle enflasyonun yeniden yükselme potansiyeli ve jeopolitik gelişmeler, önümüzdeki dönemde para politikalarının yönünü belirleyen ana faktörler olmaya devam edecek.