BBVA tarafından yayımlanan 2 Mart 2026 tarihli rapor, ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin Türk piyasaları üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Hafta sonu yaşanan tırmanma ile petrol fiyatlarının yaklaşık %10 arttığı ve yatırımcıların güvenli liman varlıklarına yöneldiği görülmektedir. Piyasalar şimdilik durumu "sınırlı bir çatışma" olarak değerlendirse de, ABD birliklerinin dahil olduğu bir kara harekatı gibi senaryolar risk primini artırabilecek en büyük tehdit olarak görülmektedir.
Türkiye'nin Konumu ve Enerji Etkisi: Türkiye çatışmaya doğrudan dahil olmasa da coğrafi yakınlığı ve enerji ithalatına bağımlılığı nedeniyle piyasaları kaçınılmaz olarak etkilenmektedir. Enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak Türkiye, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassastır; ancak ithalatın bir kısmının orta ve uzun vadeli kontratlarla yapılması kısa süreli şokların makro etkisini sınırlamaktadır. Buna rağmen Brent petrolde kalıcı olacak her 10 dolarlık artışın, yıllık ham petrol ithalat faturasına mekanik olarak 2,3-2,4 milyar dolar ek yük getireceği hesaplanmaktadır. Ayrıca petrol fiyatlarındaki bu tür kalıcı artışlar, 6-12 aylık bir ufukta manşet enflasyona 0,2 ila 0,8 yüzde puanlık bir katkı yapabilmektedir.
Para Politikası ve TCMB'nin Hamleleri: İTO perakende fiyat endeksindeki %3,85'lik aylık artış ve savaş riskinin etkisiyle, TCMB'nin 12 Mart'taki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi yapma ihtimali oldukça azalmıştır. Yetkililer piyasa düzenini korumak için hızlı önlemler almış; TCMB haftalık repo ihalelerini askıya alarak bankaların borçlanma maliyetini %40'a çıkarmıştır. Ayrıca döviz rezervlerini daha seçici kullanmak amacıyla, döviz riskinden korunma talebini karşılamak üzere NDF (teslimatsız vadeli işlemler) mekanizması yeniden devreye alınmıştır. TCMB'nin 200 milyar doların üzerindeki brüt rezervi ve bu rezervlerin 132 milyar dolarlık kısmının altın olması, kriz anlarında önemli bir tampon sağlamaktadır.
Türk Lirası ve Yatırımcı Davranışları: Jeopolitik belirsizlik dönemlerinde yerli yatırımcıların güvenli liman arayışıyla döviz ve altın talebinin artması, TL üzerindeki baskıyı dolaylı olarak yükseltmektedir. Yabancı yatırımcı tarafında ise yıl başından bu yana tahvillere (4,8 milyar dolar) ve hisse senetlerine (2,8 milyar dolar) ciddi girişler olmuş, toplam swap pozisyonları 54 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Mevcut risk ortamında bu pozisyonların bir kısmının ihtiyat amaçlı geri çekilmesi TL üzerinde yukarı yönlü baskı oluştursa da, TCMB'nin likidite yönetimiyle bu süreci düzenli bir patikada tutması beklenmektedir.
Tahvil ve Kredi Piyasaları: Yerel tahvil (TURKGB) piyasasında yabancı payının %10'un altında (yaklaşık 21,6 milyar dolar) olması, ani ve düzensiz bir çıkış riskini azaltmaktadır. Ancak enflasyon beklentilerindeki bozulma nedeniyle kısa vadeli tahvil faizlerinde yükseliş görülmektedir. Türkiye'nin 5 yıllık CDS primi 220 seviyelerinden 245 baz puana yükselmiş olup, bu durum Türkiye'nin ekonomik temellerinden ziyade bölgesel risk primindeki artışı yansıtmaktadır. Çatışma senaryoları sınırlı kaldığı sürece, Türkiye'nin döviz cinsi kağıtlarının getiri potansiyelinin süreceği ve spreadlerin (getiri farkları) hızla normale dönebileceği öngörülmektedir.
Via 507