KPMG Türkiye’nin 2025 yılı raporuna göre, Türkiye yiyecek-içecek sektörü yüksek enflasyon, artan finansman maliyetleri ve döviz kuru dalgalanmaları nedeniyle yapısal bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Öne çıkan önemli noktalar şunlardır:
-
Enflasyon ve Fiyatlama Stratejileri: Yüksek enflasyon, tüketicilerin harcama alışkanlıklarını sadeleştirmesine ve fiyat hassasiyetinin artmasına neden olmuştur. Firmalar, talebi korumak adına doğrudan zam yapmak yerine %38’e ulaşan gramaj azaltma (shrinkflation), giriş seviyesi ürünleri artırma ve "ekonomik-premium" ürün serilerini çeşitlendirme yoluna gitmektedir. Tüketici fiyat endeksindeki artışlar özellikle temel gıda ürünlerinde stratejik fiyatlamayı zorunlu hale getirmiştir.
-
Döviz Kuru ve İthal Girdi Bağımlılığı: Sektörde özellikle kahve ve kakaoda %100, alkollü içeceklerde %90 ve ambalajda %30’un üzerinde ithal girdi bağımlılığı bulunmaktadır. USD/TRY kurunun yıl sonunda 43,60 seviyelerine ulaşacağı beklentisiyle birlikte; ambalaj, aroma ve enerji gibi dövize endeksli maliyetlerin fiyatlara gecikmeli yansıması kârlılıkları baskılamaktadır. Firmalar bu riski yönetmek için "kur esnekliğine açık" modeller ve yerli ürün vurgusuna yönelmektedir.
-
Finansman Zorlukları ve Nakit Akışı: Yüksek faiz ortamı (ticari kredi faizleri %100'e yaklaşmıştır), işletmelerde nakit sıkışıklığını artırarak firmaları geleneksel krediler yerine POS teminatlı krediler, faktöring ve dijital leasing gibi alternatif araçlara yöneltmiştir. Kredi maliyetleri nedeniyle "stok sıfırlama" ve "siparişe dayalı üretim" modelleri yaygınlaşırken, bazı firmalar operasyonel döngüyü sürdürebilmek adına yeni yatırımlarını askıya almıştır.
-
Tahsilat Vadeleri: Tedarik zincirindeki tahsilat süreleri likiditeyi zorlayan kritik bir unsur haline gelmiştir; ortalama tahsilat süresi zincir marketlerde 105 gün, distribütörlerde ise 67,5 gün seviyesindedir. Bu uzun vadeler, üreticileri yüksek faizlerle finanse olmaya zorlamakta, bu durum da peşin ödemeye dayalı "mikro-bayi" modellerinin ve dijital tahsilat panellerinin kullanımını artırmaktadır.
-
Tüketici Eğilimlerindeki Dönüşüm: 2025 yılı itibarıyla "daha az ama daha akıllıca harcama" davranışı hakimdir; marka sadakati azalırken promosyon ve fiyat/performans odaklılık güçlenmiştir. Yerli ürünlere yönelim, doğal ve katkısız içerik talebi ile sürdürülebilirlik bilinci artış göstermektedir. Ayrıca, şehir yaşamının ve çekirdek aile yapısının etkisiyle hazır gıda ve pratik yemek çözümlerine olan talep yükselmektedir.
-
Genel Sonuç: 2025 yılı, sektördeki firmalar için sadece bir direnç yılı değil, aynı zamanda veri odaklı ve esnek operasyonel modellerle pazarda yeniden konumlanma yılıdır. Finansal disiplini sağlayan ve dijital kanallar üzerinden kişiselleştirilmiş teklifler sunabilen firmaların rekabet avantajını koruyacağı öngörülmektedir.