Küresel ekonomi 2026 yılına yüksek enflasyon, zayıflayan büyüme ve artan jeopolitik risklerin gölgesinde girerken, yayımlanan “Uluslararası Ekonomik Görünüm: Mayıs 2026” raporu dünya ekonomisine ilişkin dikkat çekici uyarılar içerdi. Rapora göre özellikle ABD–İran gerilimi sonrası enerji piyasalarında oluşan arz şoku, küresel ekonomide yeni bir stagflasyon dalgası riskini artırıyor.
ABD ile İran arasında sağlanan ateşkese rağmen bölgede tansiyonun düşmediği belirtilirken, Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın hâlâ savaş öncesine göre %90’dan fazla düşük seviyede olduğu ifade edildi. Küresel petrol taşımacılığı açısından kritik öneme sahip olan Hürmüz’deki aksaklıkların enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskıyı sürdürdüğü vurgulandı.
Raporda, Hürmüz Boğazı’nın fiili olarak kapanmasının modern tarihin en büyük enerji arz şoklarından biri olduğu belirtilirken, günlük yaklaşık 12,8 milyon varillik petrol arzının devre dışı kaldığı ifade edildi. Küresel petrol stoklarında hızlı bir erime yaşandığına dikkat çekilirken, özellikle benzin, dizel ve jet yakıtı stoklarının kritik seviyelere gerilediği kaydedildi.
Uzmanlara göre petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca kısa vadeli bir tepki olmayabilir. Tarihsel örnekler incelendiğinde benzer arz şoklarının ardından petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kaldığı ve 12 aylık süreçte ortalama olarak iki katına yakın artış gösterebildiği belirtiliyor.
Enerji fiyatlarındaki artışın küresel enflasyon üzerindeki etkisinin de giderek genişlediği görülüyor. İlk etapta ulaştırma ve enerji kalemlerinde hissedilen fiyat baskısının artık gübre, doğalgaz, alüminyum ve çeşitli sanayi girdilerine yayıldığı ifade edilirken, bunun önümüzdeki dönemde gıda, temel tüketim ürünleri ve hizmet sektörüne de yansıyabileceği değerlendiriliyor.
Raporda küresel enflasyon tahmini 2026 yılı için %4,5 seviyesinde açıklanırken, küresel büyüme beklentisi %2,6 olarak öngörüldü. Böylece rapor, piyasa beklentilerine kıyasla daha yüksek enflasyon ve daha düşük büyüme senaryosuna işaret etti.
Özellikle enerji ithalatçısı ülkelerin bu süreçten daha sert etkilenmesi bekleniyor. Avrupa, Japonya, Çin ve bazı Asya gelişmekte olan ekonomilerinde büyüme görünümünün zayıfladığı belirtilirken, enerji ihracatçısı ülkelerin görece daha avantajlı konumda olduğu ifade edildi.
Merkez bankalarının da giderek daha zor bir dengeyle karşı karşıya kaldığı görülüyor. Enflasyondaki kalıcılık nedeniyle faiz indirimlerinin ötelenebileceği, hatta bazı ülkelerde yeniden faiz artırımlarının gündeme gelebileceği vurgulandı.
Avrupa Merkez Bankası’nın yıl içerisinde iki faiz artırımı yapabileceği belirtilirken, Japonya Merkez Bankası’nın da daha şahin bir politika duruşuna yöneldiği ifade edildi. Kanada, İngiltere ve Avustralya’da da ek faiz artırımı beklentilerinin güç kazandığı kaydedildi.
Çin ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde ise büyümenin manşet verilerde güçlü görünmesine rağmen iç talebin zayıf kaldığı belirtildi. Enerji arzındaki sıkıntılar ve yüksek maliyetlerin yılın ikinci yarısında ekonomik aktiviteyi baskılayabileceği ifade edildi.
Genel tabloya bakıldığında rapor, dünya ekonomisinin önümüzdeki dönemde daha yüksek enerji maliyetleri, kalıcı enflasyon baskısı ve düşük büyüme ortamıyla karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor. Özellikle merkez bankalarının enflasyonla mücadele ederken büyümedeki yavaşlamayı da yönetmek zorunda kalması, küresel piyasalarda volatilitenin yüksek seyretmeye devam edebileceği yorumlarını beraberinde getiriyor.