AiFin

Yeni Ay Haziran Sayısı

TSKB 01 Haziran 2026
Yeni Ay Haziran Sayısı
 
Bu sayıda ana mesaj, dünyada sanayi politikalarının pandemi sonrası belirgin biçimde hızlandığı ve bunun giderek korumacılıkla iç içe geçtiği yönündedir. Metin, “gün yeni ama hikâye eski” vurgusuyla, bugünün gelişmelerinin tarihsel örüntülerle birlikte okunması gerektiğini savunur. Yazar, tek bir barış anlaşmasıyla savaş öncesi düzene dönülemeyeceğini, tek bir tarife geri adımıyla da korumacılığın sona ermeyeceğini özellikle vurgular. Buna paralel olarak, beklemek yerine çevreyi izleyen ve ileriye bakan bir yaklaşım gerektiğini söyler.
 
Sanayi politikası, kamu hedeflerine ulaşmak için ekonomik aktivitede yapısal dönüşümü amaçlayan politikalar olarak tanımlanır ve IMF’nin daha dar “belirli firma ve sektörleri destekleyen devlet müdahaleleri” çerçevesinden daha geniş görülür. Rapora göre 75 দেশে 2009’dan beri açıklanan 52000 sanayi müdahalesini inceleyen NIPO, 2025’te açıklanan müdahalelerin sayısının pandemi öncesi ortalamanın 2,5 katı olduğunu belirtir. Ticaret önlemlerinde de pandemi sonrası artış vardır ve bu artışın önemli kısmı kısıtlayıcı önlemlerden oluşur. Yazar, sanayi politikasının korumacılığın kılıfına dönüştüğünü ve bunun dünya ekonomisinin damarlarına işleyen bir süreç haline geldiğini savunur.
 
“Çin 2.0” bölümünde, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girişinden sonraki “Çin Şoku” döneminden farklı olarak, 2018 sonrası “kendine yeterlilik” ve yurt içi üretim yeteneklerini geliştirme eksenine yöneldiği anlatılır. 2020’de çifte dönüşüm mantığıyla ilerleyen bu süreç, 2025’te “Made in China” planı olarak görünür hale gelmiştir; özünde ise “Çin için Çin’de yapılmıştır” yaklaşımı vardır. Çin’in ihracat payı artarken ithalatının artış hızının düştüğü, ihracat benzerlik endeksinde ise Pakistan ve Endonezya gibi ülkelerden ayrışıp ABD, Japonya ve Avro Bölgesine yakınsadığı belirtilir. Vietnam’ın tarifelere karşı bir üs olarak kullanılması da, Çin’in rakibini ve rekabet şeklini kendi seçtiği bir sanayi politikası örneği olarak sunulur.
 
Son bölümde spor turizmi ve özellikle maratonlar üzerinden bir kalkınma gündemi kurulmaktadır; yazar, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu kaçırdığı için spor etkinliklerinin kurumsallaşması ve markalaşmasına daha fazla önem verilmesi gerektiğini söyler. Dünyada maratonların yüksek ekonomik değer yarattığı, önde gelen 7 maratonun toplam marka değerinin 1 milyar dolar olduğu, Boston Maratonu’nun 2024’te 509 milyon dolar ve New York Maratonu’nun 692 mn dolar ekonomik getiri sağladığı aktarılır. Dünya genelinde en çok katılım sağlanan 50 maratonun yarattığı ekonomik etki ise 5,2 milyar dolar olarak verilir. Buna rağmen İstanbul Maratonu’nun Avrupa Maraton Klasikleri arasında yer almaması eleştirilir ve rapor, spor turizminin çevreye duyarlı katılımcılar, turizm harcaması ve şehir içi yaşam kalitesi açısından fırsat sunduğu sonucuna ulaşır.
Pazartesi, 01 Haziran 2026 00:00
S.No Dosya Adı İndir
1 tskb-yeni-ay-haziran-sayisi.pdf İlgili Dosyayı İndir
REKLAM
Öne Çıkanlar Kurumlar Hisse Karşılaştır Partnerlerimiz Videolar Blog Halka Arz İletişim
Hesabım Çıkış Yap
Google Play Apple Store