Yeni Ay Raporu
Gelişmekte olan ülkelerin enflasyona endeksli borçlarına olan ilgi artarken, yazar borç yükünün küresel ekonomide beklenenden daha büyük bir baskı unsuru haline geldiğini vurguluyor. 2008 Küresel Krizi’nden borç nedeniyle çıkıldığı iddia edilmesine rağmen bugün borçlanmanın artırılarak sorun çözülmeye çalışılması “tuhaf” bulunuyor. Yapay zekâ ve savunma yatırımlarının finansmanı için yapılan borçlanmaların da tabloyu ağırlaştırdığı belirtiliyor. Borcun miktarı kadar borçlanma sebebi ve borcun vadesi gibi ayrıntıların da izlenmesi gerektiği söyleniyor.
Gelişmekte olan ülkelerin enflasyona endeksli borcunun piyasa değeri Tem.26 itibarıyla 872,0 mr ABD Doları seviyesine ulaşmış görünüyor. Bu piyasada yılbaşından bu yana getiriler gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre daha güçlü seyrediyor ve makasın Mart-Nisan’dan itibaren açıldığı ifade ediliyor. Yazar, enflasyon konuşulurken enflasyona endeksli borçların da daha fazla tartışılması gerektiğini, çünkü yeni risklere göre varlık dağılımının değişebileceğini söylüyor. Ana sonuç olarak, borç baskısının ve endeksli tahvillere yönelimin yatırım kararlarında daha önemli hale geldiği aktarılıyor.
Kalkınma bankalarının arz yönlü yapısal reformları hızlandırmadaki rolü öne çıkarılıyor ve bu kurumların güncel ekonomik önceliklere göre şekillenmesi gerektiği belirtiliyor. Türkiye’de kalkınma ve yatırım bankalarının yurtiçi kredi hacmindeki payı en yüksek %8,9’u görmüş, Mayıs 2026 itibarıyla %7,7’ye gelmiş durumda. Buna karşın, kalkınma bankalarının doğru alanları desteklemekte başarılı ve istikrarlı olduğu vurgulanıyor; özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarına verilen desteğin son petrol şokunun geçişkenliğini enerji fiyatları üzerinden sınırladığı ifade ediliyor. İmalat sanayi, elektrik-gaz-su kaynakları üretim-dağıtımı, taşımacılık-depolama-haberleşme ve sağlık-sosyal hizmetler gibi alanlarda kalkınma bankalarının kredi payındaki değişimlerin de bu tercihlerin somut örneği olduğu anlatılıyor.
Kalkınma temalı tahvil piyasasında ise küresel temiz-enerji yatırımlarının bir önceki yıla göre %10 artarak 2,2 trilyon dolara çıktığı, toplam enerji yatırımları içindeki payın %65’e ulaştığı belirtiliyor. Buna rağmen gelişmiş ülkelerde yatırımın etiketlendirilmiş tahvillerle finanse edilen kısmı %48’den %35’e düşmüş durumda. 2025’te küresel yeşil-sosyal ve sürdürülebilir tahvil ihracı %15 gerileyerek 891 mr ABD Doları’na inmiş; gelişmiş ülkelerin GSSS ihraçları %23 azalırken ABD’de düşüş %37’ye ulaşmış. Çin’in aynı dönemde GSSS ihracını %51 artırdığı, yeşil primin ise neredeyse kalmadığı söyleniyor; bu da yeşil finansal araçların bitmediğini ama şekil değiştirdiğini gösteren temel sonuç olarak öne çıkıyor.